İLKOKUL ÖNCESİNDE OKUMAYA HAZIRLIK

Yazar : Prof. Dr. Norma RAZON, Eğitim Danışmanı – Pedagog

Günümüzde 3-6 yaş çocuklarına okumanın ne zaman ve nasıl öğretileceği, anne ve babaların ve anaokulu öğretmenlerinin zihnini kurcalayan bir konudur. Bu konu ele alınırken çocuğa okuma yazma becerilerini kazandırmak amaçlanmakta, ona her şeyden önce okuma zevkini aşılamak gerektiği göz ardı edilmektedir. Oysa okul öncesi dönemde amaç çocuğa okuma yazma tekniklerini kazandırmak olmamalı, okuma keyfini tattırmak, okuma zevkini aşılamak olmalıdır.

Son yıllarda bazı yetişkinlerin okuma konusundaki görüş ve uygulamaları, minik öğrencilerin okuma ve öğrenme arzularını yok etmekte, onları okuldan soğutmaktadır. Örneğin “çocuğum ne pahasına olursa olsun ilkokula başlamadan okumasını öğrenmeli” diyerek hece kitabını elinden düşürmeyen bir anne, “bütün öğrencilerim 24 Kasım Öğretmenler gününe kadar okumayı sökmüş olmalı” diye düşünen bir 1. sınıf öğretmeni, çocuğa okumayı nasıl sevdirebilir? Harfleri yazamadığı veya seslendiremediği için çocuğunu azarlayan bir baba, tahtadakileri defterine yanlış veya eksik çeken öğrencisini cezalandıran bir öğretmen, okuma zevkini nasıl aşılayabilir? Sözü geçenler, bu tutum ve davranışlarıyla çocuğa başarısızlık ve güvensizlik duygularını yaşatmakta, ondaki öğrenme hevesini köreltmekte ,öğrencide okumaya, öğrenmeye ve okula karşı küskünlük ve kırıklık yaratmaktadır.

Öğrencilere sayfalar dolusu çizgi çizdirmeden, cümle kalıpları ezberletmeden, hece tablosunu öğretmeden önce, okuma tekniğinin ne olduğu, okuma bilmenin insanlara neler kazandırdığı öğretilmeli, harf, ses, hece, cümle gibi kavramlar açıklanmalı, sınıfta gazete, ansiklopedi okunarak okumanın nedenli yararlı ve keyifli bir süreç olduğu somut olarak gösterilmelidir. “Okumasını öğrenmek” çocuklar için amaç olmamalıdır. Okuma; merak edilen konuyu öğrenmek, bilinmeyen bir konu hakkında bilgi edinmek, boş zamanını değerlendirmek, can sıkıntısını gidermek, eğlenmek, bilgilenmek, keyif almak için bir araç olmalıdır.

Bu nedenle de kitap, mecmua, dergi, resimli ansiklopedi, boyama kitabı türünden basılı malzeme küçük yaştan itibaren çocuğun oyuncakları ve oyun araçları arasında yer almalıdır. Islanmayan, yırtılmayan ve parçalanmayan plastik ve bez kitapçıklar çok erkenden bebeğin parkında, yatağında ve banyosunda yerini bulmalı, kalın kâğıt ve karton kitaplarla, resimli az yazılı kitaplar önce oyuncak sepetinde, daha sonra da kitap rafında çocuğun kullanımına sunulmalıdır. Küçük yaştan itibaren anne, baba, abla ve ağabeyler, mini mini yavrulara oyun malzemesi sundukları gibi, oynamak için yer ve zaman ayırdıkları gibi, renkli kitap ve resimli dergiler almalı, boş zamanlarında hikâye ve masal okumalı, okunanları konuşmak için zaman ayırmalı, kitaplardaki resimleri isimlendirtme yoluyla kavram kazandırmalı, soru-cevap ve bak-anlat yöntemiyle dil becerilerini geliştirme fırsatı vermeli, eşleştir, eksikleri bul, eksikleri tamamla, eşini bul, farklı olanı bul, çiz… yöntemleriyle dikkat, bellek, el becerisi, mantık, muhakeme yeteneklerini kazanma olanağı tanımalıdır, hatta onlarla birlikte resimli ve çizgili kitaplar üretilmelidir. Daha okuma-yazma bilmediği bir dönemde kitap, kalem, boya ve deftere sahip olan, okumanın eğlendirdiğini ve yeni şeyler öğrettiğini yaşamış olan, kitap karıştırmanın ve karalamanın keyfini tatmış olan çocuk, okumaya yazmaya hazır olduğu sırada, bu etkinliklere ilgi duyduğunu çevresine hissettirecek, okumayı sökmek için çaba harcayarak, her gördüğü kelimeyi seslendirmeye çalışacak, tanıdığı her sözcüğü yüksek sesle okumayı deneyecek, her okuduğu sözcükten sonra heyecanlanacak, okuma ve yazma öğrenmek için güdülenmiş olacaktır.

Her geçen gün çocuğunun kitap okumadığından, saatlerini televizyonun karşısında geçirdiğinden, boş zamanını bilgisayar oyunlarına ayırdığından yakınan anne baba sayısı artmaktadır. “Kitaplık kolu çalışmıyor”, “okul kitaplığına uğrayan yok”, “klasikleri okuyan öğrenci çok az”, “özetlenmek üzere önerilen kitapları çocuklar okumuyor, anne babalar okuyor” şeklinde şikâyet eden öğretmen sayısı da bir hayli kabarıktır.

Okul öncesinde anne veya öğretmen baskısıyla okumayı sökmüş olan, yuva hazırlık sınıfında saatlerce masa başında yazı-çizgi çalışması yapmaya zorlanmış olan, henüz okul olgunluğuna sahip olmadığı bir sırada fiş yazmaya ve okumaya başlatılmış olan çocuk ilkokula başladığında kitaba, okumaya, ilgi duyabilir mi? İlkokulda yarım veya tam günlük bir öğretim sisteminde bir-iki ders boyunca sıra başından kalkmasına izin verilmeyen, tuvalete bile gitmesi engellenen, gün boyu sayfalarca fiş yazan, çalışması okulda bitmeyen ve evde saatlerce ödev yapması gereken, belli bir süre içinde okumayı sökmüş olması istenen, ikinci ayın sonunda okuyamadığı takdirde sınıfın gerisine atılmakla tehdit edilen, aşırı hareketliliği nedeniyle yerinde oturamadığından rüşvetle masa başında tutulan, bireysel farklılıkları göz önünde tutulmadan eğitilen, okul olgunluğuna sahip olup olmadığı araştırılmayan, anlamadan ezberlemenin ve yarış esaslarının geçerli olduğu bir öğretim çarkının içinde olan öğrenci okumayı yazmayı sevebilir mi? Tabii ki bu çocuk okumayı sevemez.

Bu çocuk, evde annesi yanına oturamazsa ödevini yapmayacak, fırsat buldukça kalemi kitabı fırlatacak, yerinden kalkıp top oynayacak, ödevini bitirme alışkanlığını kazanamayacaktır. Bu çocuk, sınıfta öğretmen sırtını döner dönmez yaramazlık yapacak, tahtadakileri defterine yanlış çekecek veya çekmeyecek, evde de boş zamanlarında eline kitap almayacak, televizyonun karşısına geçecek veya bilgisayar oyunlarına dalacaktır. Neden İngiltere’de çocuklara okuma öğretirken 5 yaşından 8-9 yaşına kadar süre tanınmakta, okul-öncesi hazırlık sınıfından başlamak üzere 1. 2. ve 3. sınıflarda okuma etkinliğine zaman ayrılmakta? Neden Fransa’da ilkokul sınıflarının gerisinde oyun köşeleri bulunmakta? Neden Batıda ilkokul müfredat programlarında okuma, sözlü anlatım, kompozisyon, kitap okuma ve anlatma, güzel yazı, güzel konuşma derslerine zaman ayrılırken bizim çocuklarımız birinci sınıfın ilk üç ayında okumaya zorlanmakta? Neden bütün birinci sınıf öğrencilerinin aynı tarihte okumayı sökmüş olması beklenmekte? Her etkinliğin öğretiminde dikkate alınan bireysel farklılıklar, yetenekler ve ilgiler, neden okuma- yazma öğretiminde dikkate alınmamakta? 30-40 yıl önce birinci sınıf öğrencilerine okuma yazma öğrenmek için bütün bir yıl süre tanınırken, neden bugünkü minik öğrencilerden üç ayda okumayı öğrenmeleri istenmekte? Neden bu küçük beyinler bu kadar zorlanmakta?

Her geçen gün ülkemizde, özellikle büyük kentlerde “özel öğrenme güçlüğü” tanısı konmuş olan çocuk sayısında artış kaydedilmektedir.

Kuşkusuz bu sorunun geçmiş yıllarda bilinmemesi, son yıllarda konuya duyulan ilginin artması, konu ile ilgili uzman sayısının çoğalması, öğretmenlerin bu konuda duyarlı olmaya başlaması, öğrenmekte güçlük çeken öğrencilerin, “zeki ama tembel” damgasını yemeden, öğrenememe nedenlerinin araştırılmaya başlanması, okuma yazma öğreniminde zorlanan çocukların kısmen veya tamamen özel eğitim yöntemlerinden yararlanması, eğitimcilerin ve ailelerin bu konuda bilinçlenmesi, bu sayıdaki artışın nedenleri arasında sıralanabilir. Ancak okuma öğretiminde çocuklara yapılan baskı, okul olgunluğuna sahip olmayan çocuklara okumayı erken öğretme çabaları, bireysel farklılıkları göz ardı eden öğretim yöntemleri, hırslı ve iddialı öğretmenlerin öğrenciler arasında yarattığı rekabet, pekiştirilmeden yüklenen bilgiler, ağır olan müfredat programları, anlama yerine ezberlemeyi gerektiren dersler, ilkokul 5. sınıfın sonunda yer alan kolej giriş sınavları, bu öğretim ortamında yetiştirilen çocukların bazılarının zaman zaman yaşadıkları kırıklık, başarısızlık, umutsuzluk, güvensizlik, bocalama, zorlanma, yorgunluk, hatta sürmenaj öğrenme güçlüğüne yol açan nedenler arasında yer alamaz mı?

Büyük illerimizin bazı anaokullarında yapılan araştırma ve gözlemlerle, henüz anadilini tam olarak kullanamayan, şekil ve sesleri birbirinden ayırt edemeyen, hatta kalem tutmayı beceremeyen çocuklara uzman olmayan elemanlar tarafından okuma yazma öğretilmeye çalışıldığı, çocukların bir masanın etrafında saatlerce oturtulduğu, beden eğitimi, resim ve müzik etkinliklerine yer verilmediği gözler önüne serilmiştir. Hatta bu kurumlarda gün boyu yapılan masa başı faaliyetleriyle yetinmeyip öğrencilere evde yapılacak yazı ödevlerinin verildiği, ertesi gün okula ödevsiz gelen öğrencilerin sınıfa sokulmadığı belirlenmiştir.

Buna karşılık bazı anaokullarında çocukları ilkokula hazırlayacak hiçbir etkinlik yaptırılmadığı, çocukların başıboş bırakıldığı, gelişimlerine katkıda bulunacak hiçbir çalışma yapılmadığı, okulun çocuklar için annelerin yokluğunda günlerini geçirdikleri bir bina olmaktan öteye gidemediği saptanmıştır.

Oysa okul öncesi eğitim kurumunun amaçları:

  • Çocuğun – sağlıklı büyümesi

  • Zihinsel yönden gelişmesi

  • Duygusal ve sosyal açıdan olgunlaşması

  • Anadilini anlama ve iyi kullanma yeteneğini kazanması

  • Dengeli ve uyumlu bir kişilik geliştirmesi

  • Gelecekte gideceği okul ortamına ve toplum yaşamına en iyi şekilde uyum sağlaması için uygun ortamı ve olanakları hazırlamaktır.

Okul öncesi eğitim kurumu;

  • Çocuğun sağlıklı büyümesi için:

  • Beden gelişimini sağlamalı

  • Duyularını uyarmalı

  • Algılarını geliştirmeli

  • Psiko-motor gelişimine yardımcı olmalı

Çocuğun zihinsel yönden gelişmesi için:

  • Zekâsını geliştiren uyarıcıları sağlamalı

  • Dikkat, bellek mantık, yargılama yeteneklerini uyarmalı

  • Öğrenme arzusunu kamçılamalı

  • Yetenek ve becerilerini geliştirmeli

  • İlgilerini keşfetmeli ve ilgileri doğrultusunda yönlendirmeli

  • Kendisini ve çevresini tanımasına fırsat vermeli

  • Doğayı tanımasını sağlamalı

Duygusal olgunluk kazanması için:

  • Sevgi, ilgi, güven ve özgürlük ihtiyaçlarını karşılamalı

  • Özgüveni kazandırmalı

  • Farklı ortamlara uyum sağlanmasına yardım edecek olanakları yaratmalı

  • Benlik kavramını güçlendirmeli

  • Başarıyı tatmasına yol açmalı

  • Başarısızlıkları göğüsleyecek ve mücadele edecek düzeye gelmesini sağlamalı

  • Saygı, sevgi, güven duygularını yaşamasına imkân vermeli

  • Duygularını ifade etmesine yol açmalı

  • Duygusal sorunları varsa bunlardan kurtulmasına yardımcı olmalı Sosyal yönden olgunlaşması için:

  • Yaşıtlarıyla, kendinden küçük ve büyüklerle iyi geçinmesini, iyi ilişkiler kurmasını sağlamalı

  • Grup içinde yaşamasına, topluma katılmasına fırsat vermeli

  • Yardımlaşma, paylaşma, dayanışma, işbirliği, yarışma galibiyet ve yenilgi kavramlarını yaşayarak öğrenmesine fırsat vermeli

  • Okul ve toplum kurallarını benimsemesini sağlamalı

Dil gelişimini sağlamak için:

  • Kelime bilgisini, dinleme, anlama, hatırlama, kendini iyi ifade etme yeteneklerini geliştirecek ortamı yaratmalı

  • Konuşma, tartışma, görüş bildirme, rol alma, taklit yapma, küçüklere ve büyüklere hitap etme, ana dilinin inceliklerine sahip olma özelliklerini kullanacağı etkinliklere yer vermeli

Uyumlu, güçlü ve sağlıklı bir kişilik kazanması için:

  • Kendi güçlerini ve yetersizliklerini tanımasına ve kabullenmesine olanak sağlamalı

  • Kişiliğinin oluşmasına ve güçlenmesine fırsat vermeli

  • Her ortamda uyumlu olmasına özen göstermeli

Okul ortamına ve toplum yaşamına hazırlamak için:

  • Beslenme, uyku, temizlik, tuvalet alışkanlıklarını kazanmasına yardımcı olmalı

  • Kurala uyma, talimat alma becerisini kazanmasına aracı olmalı

  • Aile ortamında alamadığı bilgileri tamamlamasına fırsat yaratmalı

  • Etrafını saran objeler ve canlılar dünyasını tanımasına imkân vermeli

  • Kendi bedenini ve uzuvlarını tanıyarak kullanmasını mümkün kılmalı,

  • Yeteneklerini kullanacağı, mutluluğu ve başarıyı yaşayacağı etkinlikleri yaratmalıdır.

Okul öncesi eğitim kurumunun, çocuğu ilkokula ve toplum yaşamına hazırlayabilmesi için, her şeyden önce çocukları tanıyarak eğitebilecek bir uzman eğitimci kadrosuna, çocukların ihtiyaçlarını karşılayacak bir programa, bu programda yer alacak etkinliklere ve bu etkinliklerde kullanılacak eğitim malzemesine gereksinimi vardır.

Programda yer alması gereken etkinlikler:

  • Oyunlar (bireysel, grup, taklit, bahçe oyunları)

  • Serbest faaliyetler ve yaratıcı etkinlikler (resim, müzik, dans, jimnastik, ritmik dans

  • Serbest ifade etkinlikleri (tiyatro, taklit, pantomim, skeç, piyes, kukla oyunu, drama İletişim etkinlikleri (serbest konuşma, monolog, diyalog, soru-cevap, şarkı, şiir masal-hikâye anlatımı, konuşma taklitleri, dinlediğini anlatma, gördüğünü anlatma) Masa başı faaliyetleri (çizme, boyama, kesme, yapıştırma, model yapma, maket yapma, Lego oyunu, boncuk dizme, yap-boz, eşleştirme, eksik bulma, tamamlama, farklıyı bulma, benzeri bulma, sıralama, serileme, nesne tanıma, kopya gibi kalem çalışmalarıdır.

Eğlendirici, geliştirici ve dinlendirici olan bu etkinlikler çocuğun her yönüyle gelişmesini sağlarken, çocuğu ilkokula, okuma ve yazmaya da hazırlayan etkinliklerdir. Bu etkinlikler sırasında çocuğa her türlü materyel sağlanmalıdır. Su, kum, kil, hamur, çamur gibi doğal malzemeler; kalem, boya, kâğıt makas, yapıştırıcı gibi araç-gereçler; toplar, bebekler hayvanlar gibi oyuncaklar; eski giysiler, kullanılmamış plastik kap ve şişeler, yün ve kumaş parçaları, okunmuş mecmua, karton ve tahta parçaları gibi artık malzeme, çocuğa sunulan materyeli oluşturan nesnelerdir. Bu nesneler arasında özellikle bez ve plastik kitapçıklara, kâğıt ve karton kitaplara, basit, hareketli ve sesli kitaplara yer verilmelidir.

Çocuk bebekle, topla oynadığı gibi su ve parmak boya ile oynaya ilmeli, kalemi, kâğıdı, kitabı oyun aracı olarak kullanabilmelidir. Her tür kitap, büyük-küçük, ince-kalın, resimli-resimsiz, okunacak- boyanacak, kesilecek-çizilecek kitap, çocuğun oyun malzemeleri arasında yerini bulmalıdır. Çocuk istediği her an basılı malzemeden yararlanabilmelidir. Okul öncesi dönemde okumaya-yazmaya hevesli olan çocuk kendiliğinden kalem kagıda yönelecek, yetişkinin onu yönlendirmesini beklemeyecektir. İlkokula başlamadan önceki yıllarda, okuma yazma öğretme konusunda, anne baba ve eğitimcilere düşen en büyük görev: çocuklara hazır olmadıkları bir sırada, çok erkenden, bilinçsizce ve baskı ile okuma yazma öğretmek değil, onları okumaya-yazmaya heveslendirmek, okuma-yazma öğretimine hazırlamaktır; okumak-yazmak isteyen çocuğa da uygun yöntemlerle bu becerileri kazandırmaktır. Okul öncesi dönemde okumaya, yazmaya hazır ve istekli olan bir çocuğu engellemek ne kadar hatalı ise, bu öğrenime hazır ve istekli olmayan bir çocuğu zorlamak o kadar sakıncalıdır.